ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASI – SINIRLANDIRILMASI DAVASI

Evlilik birliğinin sona erdirilmesi yenilik doğurucu bir durum olması nedeniyle evliliğin her iki tarafı için de ve varsa müşterek çocuklar için de birçok hukuki yenilik doğurur. Mali yükümlülükler bir yana, boşanmanın en önemli sonuçlarından biri de varsa müşterek çocuğun velayeti ve çocukla kişisel ilişkinin kurulması sorunudur

Uygulamada çokça görülen tablo, taraflardan birine velayetin verilmesi (istatistiksel olarak genelde velayet anneye verilmektedir) ve taraflardan diğeri için de müşterek çocukla kişisel ilişkinin kurulmasının hüküm altına alınması şeklinde olmaktadır. Çocukla kişisel ilişkinin kurulması bir yönüyle velayet hakkı elinden alınmış olsa dahi ebeveynin hakkıdır. Öte yandan ve asıl önemli olan şudur: VELAYET HAKKI OLMAYAN ANNE VEYA BABA İLE KİŞİSEL İLİŞKİSİNİN BELİRLENMESİ EN BAŞTA ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARININ KORUNMASI AMACINI GÜTMEKTEDİR.

Hukuk yargılamalarında ve ceza yargılamalarında teoride de uygulamada da çocuğu üstün yararı birçok zaman diğer bütün hukuki menfaatlerin üstünde tutulmaktadır. Aile hukukundaki çocukla kişisel ilişkinin kurulması konusunda da bu ilke geçerlidir. Kişisel ilişkinin varlığı veya düzeyi en başta çocuğun gelişimi ve menfaatinin korunmasının teminini amaçlar. Eğer çocukla kişisel ilişkinin kurulması herhangi bir şekilde çocuğu kötü yönde etkileyecekse bu ilişkinin engellenmesi veya hiç olmazsa düzeyinin düşürülmesi mümkündür.

Yargıtay’ın yaygın içtihadında da “Çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana ve babanın yükümlülüklerine aykırı davranmaları, çocuk ile ciddi olarak ilgilenmemeleri ya da önemli sebeplerin varlığı halinde kişisel ilişki kurma hakkının reddedilmesi veya kendilerinden alınması mümkündür.” Şeklinde kararları mevcuttur. Bu kararlardan da hareketle; çocuğun kötü etkilenme ihtimalinde dahi, yani somut herhangi bir problem olmasa dahi kişisel ilişkinin kaldırılmasının mümkün olduğu söylenebilir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken diğer bir konu, kişisel ilişkinin kurulması ile alakalı çocuğun görüşüdür. Yine Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, ilişkinin tesisi veya kaldırılması hususunda mutlaka çocuğun görüşüne başvurulmalıdır. Çocuğun görüşünün alınması ile ilgili sınır da çocuğun idrak çağında olmasıdır. Çocuğun idrak çağının ne zaman başlayacağı ile ilgili her ne kadar teoride ve uygulamada tartışmalar mevcut olsa da Yargıtay; somut olayın özellikleri göz önünde bulundurulmak kaydıyla 8 yaşı kabul etmektedir. Bununla birlikte kişisel ilişkinin kaldırılması veya engellenmesi davalarında mahkeme tarafından her defasında çocuğun idrak çağında olup olmadığı ile alakalı ve kişisel ilişkinin devamını isteyip istemediğinin tespiti ile alakalı uzman görüşü ve bilirkişi raporu talep edilmektedir. Bu davalarda 3 bilirkişi görev yapmaktadır; psikolog, pedagog ve sosyal çalışma uzmanı.

Ülkemizin geleceği ve teminatı olan çocuklarla ilgili böylesine önemli bir konuda atılacak her adımda bir uzman desteği alınmalı ve çocuğu etkileyecek herhangi bir konu şansa bırakılmamalıdır.

Geyikli & Aydın Hukuk ve Danışmanlık bünyesindeki Boşanma Avukatı vasıtasıyla çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması, engellenmesi ve düzenlenmesi davalarında sürecin tamamını titizlikle yönetmekte, gereği halinde uzman görüşlerine başvurarak mümkün olan en iyi netice ile davayı sonlandırmaktadır.

Geyikli Aydın Avukatlık Bürosu